|
|
|
Havuç muyuz, yumurta mı, yoksa kahve mi?
|
|
Bir baba ile kızı dertleşiyormuş. Kız babasına, çok sıkıntı çektiğinden, sorunlarla baş edemediğinden bahsetmiş. Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve “Gel, sana bir şey göstereceğim!” diye kızını mutfağa götürmüş. Ünlü bir aşçı olan baba, ocağa üç tane eşit büyüklükte kap koymuş, üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış. Ve birinci kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Sonra masaya 2 tane tabak bir tane de boş bardak koymuş. İlk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Sonra pişmiş yumurtayı diğer tabağa koymuş. Sonra da suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşalttıktan sonra kızına dönerek, – Kızım ne görüyorsun? Kızı “Havuç, yumurta ve kahve.” Kızını masaya iyice yaklaştıran baba bunlara daha yakından bakmasını istemiş. Kızının şaşkınlığını gören baba, anlatmasına devam etmiş: – Havuç haşlandığı için yumuşak bir hal aldı. Yumurta, artık pişmekten içi katılaşmış sert bir hale geldi. Kahve ise, (bir yudum alarak) harika olmuş. Tadı da çok hoş. Kız, iyice şaşırarak, “Baba, bunu bana niçin gösteriyorsun?” diye sormuş. “Bak” demiş babası, “Hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı dakika pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. Havuç ilk başta sertti, güçlü idi; ama kaynatılınca yumuşadı, güçsüzleşti, çözüldü. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi; ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu. Fakat ısıtılınca ne oldu; bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu “eşsiz tad”da bir kahveye çevirdiler.” Ve kızına, “Kızım sen hangisisin?” diye sormuş adam. “Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Havuç gibi sıkıntılara, problemlere rastgelince çözülüyor musun, benliğini koruyamıyor musun? Yoksa yumurta gibi katılaşıyor, başta kendin olmak üzere kimseye faydan dokunmuyor mu? Yoksa sen kahve misin? Kendini bitirmek uğruna, kendini ateşe atma pahasına diğer insanlara mutluluk veren, huzur veren, ağızlarına lezzet veren bir sevgi kaynağı mısın? Karar ver yavrucuğum ve bence sen bir kahve ol hayatta. Kahve bulunduğu çevreyi değiştirir, mutluluk soluklarını etrafına yayar. Başkalarının yaşaması uğruna kendini feda et ve bundan sonsuz mutluluk duy... Peki dostlar biz hangisiyiz acaba |
|
|
|
|
Sensiz Olamam Düşlerimle dünya benim olsa Yine fark etmez güller serilse yollarıma Yüzümde mutlu tebessüm gülücükleri Yasakları olmayan aşklar benimle olsa Yine sensiz olamam
Cenneti verseler bana sensiz Dünyada yaşamak haram olur bana Sanmaki yaşıyorum Sen sensizliği bilemezsin Ben sensiz olamam.
BAKIYORUM KENDIME
dışımdan bakıyorum kendime. sevgisiz, yorgun, bitik.
gülesim geliyor halime. bu benmiyim anlamları yitik.
nasılda değişmiş gözlerim. bitirmiş beni bu sevgisizlik.
benim bu günlerde yaşadığım, sessizliğime karışmış, koskoca bir kimsesizlik...
ARTIK SENSİZİM GİDİYORSUN YA... KARA BULUTLARI KATMIŞ ARDINA ACILARI YÜKLENMİŞ SIRTINA DÖRT NALA GELİYOR YANLIZLIĞIM.
GİDİYORSUN YA.. NEKADARDA MUTLU ÇARESİZLİKLER YÜREĞİMİN GERGEFİNDEN CIMBIZLARLA ÇEKİYOR NAKIŞ NAKIŞ UMUTLARI
GİDİYORSUN YA... RENKLERİNİ SİLİYOR TUVALİM KARASI BANA GECELERİN CEFASI BANA ELDE KALAN TEK RESİM GÖZLERİNİ SEYREDECEĞİM
GİDİYORSUN YA... GİYOTİNE GİDİYOR PAYLAŞMALARIM BUGÜNÜMDE, YARINLARIMDA GİDİYOR GİDİYOR DÜŞMÜŞ PEŞİNE UMUTLARIM
GİDİYORSUN... DALGALARINDA BOĞULDUĞUM DENİZİM GİDİYORSUN... BUNDAN BÖYLE ZAMANLARA SENSİZİM
| |
|
|
|
|
|
|
Benim o çok sevdiğin gözlerim varya Sen gittin gideli görmüyor Ağlamak istedim geçenler Aklımdan hiç çıkmadığın gecelerde Saf gözyaşı akmıyor artık Kan ağlıyorum ben her gece Birazda cesaretime hayran kalırdın Önceleri dünya ya meydan okurdum ya Sen gittin gideli böcekten bile korkar oldum Anladım ki ben yüreğimde sen varken cesurdum Gittiğinde kalbimden bir et parçası kopyu sanki Kalbim çok acıyor... Ve beynim çıkar at şunu diyor Kalpten vaz geçerim, ölmek sorun değilde Vefasız yarim... Belki gelirsin diye seni beklemekteyim
Bitti yalnız sevdam kaldı bende hatta günler aylar yetmez zaman durdu sanki bende güneş bile sönük kalır ısınırım seni düşününce dünya fani neye yarar aşk dediğin nedir sence sen olmayınca... her şey boş ve anlamsız hatta su hava neye yarar sen benimle değilsen eğer.
| |
|
| |
|
|
|
|
Sensiz Olamam Düşlerimle dünya benim olsa Yine fark etmez güller serilse yollarıma Yüzümde mutlu tebessüm gülücükleri Yasakları olmayan aşklar benimle olsa Yine sensiz olamam
Cenneti verseler bana sensiz Dünyada yaşamak haram olur bana Sanmaki yaşıyorum Sen sensizliği bilemezsin Ben sensiz olamam.
BAKIYORUM KENDIME
dışımdan bakıyorum kendime. sevgisiz, yorgun, bitik.
gülesim geliyor halime. bu benmiyim anlamları yitik.
nasılda değişmiş gözlerim. bitirmiş beni bu sevgisizlik.
benim bu günlerde yaşadığım, sessizliğime karışmış, koskoca bir kimsesizlik...
ARTIK SENSİZİM GİDİYORSUN YA... KARA BULUTLARI KATMIŞ ARDINA ACILARI YÜKLENMİŞ SIRTINA DÖRT NALA GELİYOR YANLIZLIĞIM.
GİDİYORSUN YA.. NEKADARDA MUTLU ÇARESİZLİKLER YÜREĞİMİN GERGEFİNDEN CIMBIZLARLA ÇEKİYOR NAKIŞ NAKIŞ UMUTLARI
GİDİYORSUN YA... RENKLERİNİ SİLİYOR TUVALİM KARASI BANA GECELERİN CEFASI BANA ELDE KALAN TEK RESİM GÖZLERİNİ SEYREDECEĞİM
GİDİYORSUN YA... GİYOTİNE GİDİYOR PAYLAŞMALARIM BUGÜNÜMDE, YARINLARIMDA GİDİYOR GİDİYOR DÜŞMÜŞ PEŞİNE UMUTLARIM
GİDİYORSUN... DALGALARINDA BOĞULDUĞUM DENİZİM GİDİYORSUN... BUNDAN BÖYLE ZAMANLARA SENSİZİM
| |
|
|
|
|
|
|
Benim o çok sevdiğin gözlerim varya Sen gittin gideli görmüyor Ağlamak istedim geçenler Aklımdan hiç çıkmadığın gecelerde Saf gözyaşı akmıyor artık Kan ağlıyorum ben her gece Birazda cesaretime hayran kalırdın Önceleri dünya ya meydan okurdum ya Sen gittin gideli böcekten bile korkar oldum Anladım ki ben yüreğimde sen varken cesurdum Gittiğinde kalbimden bir et parçası kopyu sanki Kalbim çok acıyor... Ve beynim çıkar at şunu diyor Kalpten vaz geçerim, ölmek sorun değilde Vefasız yarim... Belki gelirsin diye seni beklemekteyim
Bitti yalnız sevdam kaldı bende hatta günler aylar yetmez zaman durdu sanki bende güneş bile sönük kalır ısınırım seni düşününce dünya fani neye yarar aşk dediğin nedir sence sen olmayınca... her şey boş ve anlamsız hatta su hava neye yarar sen benimle değilsen eğer.
| |
|
| | Kadınların şehid olması
Kadınlar cihad edemeyip şehid olamadıklarına göre, Cennete girmeleri zor değil midir? CEVAP Müslüman kadının Cennete girmesi, şehid olması kolaydır. Bir kadın salih kocasına itaat ederse cihad sevabı kazanır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Müslüman bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar kocasına itaat edip namusunu muhafaza ederse, Cennete istediği kapıdan girer.) [İbni Hibban]
(Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani] (Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibidir.) [Taberani] (Hamile iken, doğururken veya lohusa iken ölen müslüman kadın şehiddir.) [Taberani]
(Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar Allah yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehid sevabı verilir.) [Taberani]
(Müslüman kadın, hamile iken, gündüz saim, gece kaim ve Allah korkusu kendisinde galip olan bir mücahid sevabı hak eder. Onu ağrı tuttuğunda kendisine verilecek sevabı hiç kimse bilmez. Bebeğin her emişinde bir can ihya etmiş gibi sevap alır. Sütten kestiğinde ise, bir melek, onu takdir ederek, “haydi bir daha” der.) [Ebuşşeyh] Saim = oruçlu demektir, kaim = gece kalkıp namaz kılmak, ibadet etmek demektir.
(Bir kadının kocası kendisinden razı olduğu halde hamile kaldığında Allah yolunda gündüz oruç tutup gece ibadet eden bir kişinin sevabı kadar ona sevap verilir. Doğum sancısı tutunca ona verilecek sevabı ancak Allahü teâlâ bilir. Doğum yapınca çocuğun emdiği her yudum süte karşılık kendisine bir sevap yazılır. Gece çocuk onu uykusuz bırakınca Allah rızası için 70 köle azat etmiş gibi sevap kazanır. Ey Selâme, bunları söylemekteki maksadımı biliyor musun? Namusunu muhafaza eden, kocasına itaat eden ve kocasından gördüğü iyilikleri inkâr etmeyen saliha hanımları kastediyorum.) [Taberani
|
|
Dua Nedir?
Özünde ve varliginin her boyut ve zerresinde kendisiyle kâim oldugun Alllah'in gücünün ortaya çikmasini talep mi?..
DUA insanin varligindaki ilahi gücün ortaya çikartilmasindan baska bir sey degildir!...
Bu sebeptendir ki, insan, tam bir konsantrasyon ile DUA edebildigi anda, pek çok imkânsizmis gibi görünen seyin gerçeklestigini farkedebilir.
Bu sebeptendir ki, insanin en güçlü silahi DUA'dir...
"DUA MÜ'MININ SILÂHIDIR," diyor Resûlullah Muhammed Mustafa aleyhi's selam... Ve gene, söyle baska bir açiklama getiriyor "DUA" konusuna:
"DUA IBÂDETIN ÖZÜDÜR"
Bu Hadis-i serif'in hemen arkasindan su âyet-i kerimeyi hatirlayalim: "CINNI VE INSANLARI KULLUK ETMELERI IÇIN YARATTIM".
En basit anlamiyla kulluk, dua ve zikirdir!..
En genis anlamiyla kulluk, birinin varolus gayesinin geregini yerine getirmesidir...
-Peki, biz dua ettigimiz zaman, kabul olur mu?...
"Eger kulum, bana ellerini kaldirir da dua ederse, ben o elleri bos olarak geri çevirmekten hayâ ederim."
Evet bu bir Hadisi Kudsi... Bu konudaki baska bir Hadis-i Kudsi de söyle:
"Ey adem oglu, dua senden icabet benden; istigfar senden, bagislamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden, sükür senden, fazlasiyla vermek benden, sabir senden, yardim benden...Ne istedin ki benden sana vermedim..."
Iste bu Hadisi Kudsiyi destekleyen Âyet-i Kerime:
"Bana dua edin, icabet edeyim"
Bu konuda açiklik getiren diger bir hadis,i kudsi de sudur:
"Ben kulumun zanni üzereyim... Artik diledigi gibi düsünsün!..."
Yani siz dua ederken, o duanizin kesinlikle kabul görecegini düsünürseniz, biliniz ki mutlaka istediginiz meydana gelecektir!...
Nitekim, bu açidan olaya bakildigi içindir ki, önde gelen evliyâullahdan Imami Rabbani Ahmet Faruk Serhendi söyle demistir:
"Bir seyi istemek, ona nâil olmak demektir. Zirâ Allahu Teâlâ kabul etmeyecegi duayi kuluna ettirmez."
Esasen dua etmek söz konusu oldugunda, birsey istemeyecegimizde hemen su âyet-i kerimeyi hatirlamaniz gerekmektedir:
"Allah istemedikçe siz isteyemezsiniz."
Yani, sizde ortaya çikan bu istek, gerçekte Allah istemis oldugu için sizde ortaya çikmaktadir!.. Eger Allah istememis olsaydi, siz dahi o seyi isteyemezdiniz.
En kolay, en ucuz, yani bedava ve en tesirli sey DUA'dir...Iste bu yüzdendir ki,DUA için "müminin silâhidir" buyurulmustur.
DUA nasil silâh olur...
DUA ile ZIKIR ile, o muhtesem BEYNIN ile, kendinizdeki mekanizmayi harekete geçirebileceginizden haberiniz var mi?...
"EN GÜÇLÜ SILAH" olarak bagislanmis DUA mekânizmasini biliyor musunuz?...
Fakir, garîb, nîce kisiler DUA ve ZIKIR ile nîce ZALIM SULTANLARI helâk ettiler!.
Nice yoksullar, büyük zenginliklere hep DUA ve ZIKIR ile eristiler!..
Nice, dertli, sikintili, hastalikli, ezâ, çile çekenler, hep kurtulusu, selâmeti DUA ve ZIKIR'de buldular!..
Insan, gerçegi itibariyle, Allah'in zâti sifatlariyla yaratilmis, O'nun varligi ile kâim ve dâîm varliktir...
Allah'in HAY ismiyle isaret edilen sekilde HAYAT sifatiyla vardir, yasar...
Allah'in ALÎM ismiyle isaret edilen sekilde ILIM sifatiyla bilgi, ilim sahibidir, yasamina yön verir...
Allah'in MÜRÎD ismiyle isaret edilen sekilde IRADE sifatiyla isteklerini tahakkuk ettirmeye yönelir...
Dolayisiyladir ki insan, kendi varliginda mevcut olan bu isimlerin manâlarini ortaya çikarabildigi ölçüde, takdir edilen nisbette, arzularina nâil, korktugundan emin olur...
|
|
|
Dua Nedir?
Özünde ve varliginin her boyut ve zerresinde kendisiyle kâim oldugun Alllah'in gücünün ortaya çikmasini talep mi?..
DUA insanin varligindaki ilahi gücün ortaya çikartilmasindan baska bir sey degildir!...
Bu sebeptendir ki, insan, tam bir konsantrasyon ile DUA edebildigi anda, pek çok imkânsizmis gibi görünen seyin gerçeklestigini farkedebilir.
Bu sebeptendir ki, insanin en güçlü silahi DUA'dir...
"DUA MÜ'MININ SILÂHIDIR," diyor Resûlullah Muhammed Mustafa aleyhi's selam... Ve gene, söyle baska bir açiklama getiriyor "DUA" konusuna:
"DUA IBÂDETIN ÖZÜDÜR"
Bu Hadis-i serif'in hemen arkasindan su âyet-i kerimeyi hatirlayalim: "CINNI VE INSANLARI KULLUK ETMELERI IÇIN YARATTIM".
En basit anlamiyla kulluk, dua ve zikirdir!..
En genis anlamiyla kulluk, birinin varolus gayesinin geregini yerine getirmesidir...
-Peki, biz dua ettigimiz zaman, kabul olur mu?...
"Eger kulum, bana ellerini kaldirir da dua ederse, ben o elleri bos olarak geri çevirmekten hayâ ederim."
Evet bu bir Hadisi Kudsi... Bu konudaki baska bir Hadis-i Kudsi de söyle:
"Ey adem oglu, dua senden icabet benden; istigfar senden, bagislamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden, sükür senden, fazlasiyla vermek benden, sabir senden, yardim benden...Ne istedin ki benden sana vermedim..."
Iste bu Hadisi Kudsiyi destekleyen Âyet-i Kerime:
"Bana dua edin, icabet edeyim"
Bu konuda açiklik getiren diger bir hadis,i kudsi de sudur:
"Ben kulumun zanni üzereyim... Artik diledigi gibi düsünsün!..."
Yani siz dua ederken, o duanizin kesinlikle kabul görecegini düsünürseniz, biliniz ki mutlaka istediginiz meydana gelecektir!...
Nitekim, bu açidan olaya bakildigi içindir ki, önde gelen evliyâullahdan Imami Rabbani Ahmet Faruk Serhendi söyle demistir:
"Bir seyi istemek, ona nâil olmak demektir. Zirâ Allahu Teâlâ kabul etmeyecegi duayi kuluna ettirmez."
Esasen dua etmek söz konusu oldugunda, birsey istemeyecegimizde hemen su âyet-i kerimeyi hatirlamaniz gerekmektedir:
"Allah istemedikçe siz isteyemezsiniz."
Yani, sizde ortaya çikan bu istek, gerçekte Allah istemis oldugu için sizde ortaya çikmaktadir!.. Eger Allah istememis olsaydi, siz dahi o seyi isteyemezdiniz.
En kolay, en ucuz, yani bedava ve en tesirli sey DUA'dir...Iste bu yüzdendir ki,DUA için "müminin silâhidir" buyurulmustur.
DUA nasil silâh olur...
DUA ile ZIKIR ile, o muhtesem BEYNIN ile, kendinizdeki mekanizmayi harekete geçirebileceginizden haberiniz var mi?...
"EN GÜÇLÜ SILAH" olarak bagislanmis DUA mekânizmasini biliyor musunuz?...
Fakir, garîb, nîce kisiler DUA ve ZIKIR ile nîce ZALIM SULTANLARI helâk ettiler!.
Nice yoksullar, büyük zenginliklere hep DUA ve ZIKIR ile eristiler!..
Nice, dertli, sikintili, hastalikli, ezâ, çile çekenler, hep kurtulusu, selâmeti DUA ve ZIKIR'de buldular!..
Insan, gerçegi itibariyle, Allah'in zâti sifatlariyla yaratilmis, O'nun varligi ile kâim ve dâîm varliktir...
Allah'in HAY ismiyle isaret edilen sekilde HAYAT sifatiyla vardir, yasar...
Allah'in ALÎM ismiyle isaret edilen sekilde ILIM sifatiyla bilgi, ilim sahibidir, yasamina yön verir...
Allah'in MÜRÎD ismiyle isaret edilen sekilde IRADE sifatiyla isteklerini tahakkuk ettirmeye yönelir...
Dolayisiyladir ki insan, kendi varliginda mevcut olan bu isimlerin manâlarini ortaya çikarabildigi ölçüde, takdir edilen nisbette, arzularina nâil, korktugundan emin olur...
|
Gül Kokulu Medinem...
SelatÜ Selamlarla Utanarak YaklaŞmiŞtik Ravzana GÜlÜn GÜllerİ Oldukmu Bİlmİyoruz Ama BÜlbÜlÜ Olduk ARAYA ARAYA BULSAM İZİNİ İZİNİN TOZUNA SÜRSEM YÜZÜMÜ İZİNİ BULANLAR KURTULDU İNŞALLAH ŞAHADET EDERİZ ALLAH BİRDİR KAPINA GELDİK YA RESÜL ŞEFAAT EYLE Sabiler Yüzü Suyu Hürmetine şefaat Eyle RAVZANIN MİNARELERİ 
hz ALİ birgün RESULALLAH TAN sünnetini sorar.. efendimiz s.a.v. derki: marifet,sermayemdir akıl,dinimin aslıdır sevgi benim temelimdir özlem,bineğimdir Allahı anma,yoldaşımdır güven,hazinemdir hüzün,arkadaşımdır ilim,silahımdır sabır,kalkanımdır hoşnutluk,ganimetimdir yoksulluk,övüncümdür züht,mesleğimdir kesin inanç,gücümdür doğruluk,şefaatçimdir itaat,soyumdur cihad,ahlakımdır NAMAZ,GÖZÜMÜN NURUDUR ................. sevmiyorum;sevdiklerimi üzeni, değerlerime saygı göstermeyeni, verilen sözleri tutmayanı, insanları üzeni, kendini sadece çıkarını düşünen bencilleri, kin tutanları. Vatanım dinim ve ailem en kutsalımdır ZARAR VERENE ZARAR VERİRİM.. Yaradandan dolayı yaratılanı severim kardeşlik sevgi ve adalet yeryüzünden hiç eksik olmasınn!!
 

11 Ocak
YA RASULALLAH
HANGİ GÜZEL YÜZLÜ TEBESSÜM ETSE,SEN GELİYORSUN AKLIMA,
HANİ DİYORUM Kİ; BELKİ TEBESSÜMÜNÜ SENİ DÜŞÜNEREK VERİYORDUR ETRAFA. BELKİ O DA ÖZLEMİŞTİR SENİ BENİM KADAR, BELKİ O DA HAYRANDIR SANA BENİM GİBİ HATTA DAHA FAZLA, SEN DEMİŞTİN YA*TEBESSÜM SADAKADIR *DİYE ONDANDIR İLGİM BU GÜLÜMSEMEYE. DUDAKLARIMDA BİR GÜLÜŞ AKLIMDA SEN, HAYAL EDİYORUM SENİ DÜŞÜNEREKTEN; MEKKE SOKAKLARINDA YÜRÜYORSUN, VE BEN SANA GÖLGE OLAN O KÜÇÜK BULUT. SENİ BİRAZ DAHA FAZLA GÖRMEK İSTEYEN GÜNEŞİ KISKANIYORUM. O DA DAHA FAZLA YAKIYOR ŞEFFAF TENİMİ. SENİNLE YÜRÜYORUM,SENİNLE DURUYOR TIPKI GÖLGEN GİBİ.. BİR ARA BANA BAKIYORSUN... HEYECANDAN TERLEMEYE BAŞLIYORUM.... DAMLALARIM MÜBAREK BAŞINI ISLATIYOR. VE BEN AĞLIYORUM SANA OLAN HASRETİMDEN. KENDİ DAMLALARIMI KISKANIYORUM*YA RESULALLAH* SANA DEĞEN TANELERİMİ.. SANA SELAM VEREN HER ELİ,HER BAŞI HER RÜZGAR YELİNİ. HANİ MEDİNE DE SENİ HER GÜN İZLEMEYE GELEN SAHABEYE: *GELME BANA FAZLA BAKARSAN SONRA ÖZLEMEZSİN*DEMİŞTİN YA.. SENİ HER GÜN DÜŞÜNÜYORUM AMA DAHA ÇOK ÖZLÜYORUM ÖZLEMİM ÖYLE ARTIYORKİ; BİRİLERİNE SENDEN BAHSETMEK İÇİMİ DÖKMEK İSTİYORUM. TAŞKIN SULARA BAKAR ŞAŞARDIM. DERLERDİKİ :AKIŞI ALLAH VE SENİN AŞKINDAN MIŞ.. BUZ GİBİ SUYU KENDİNİ SOĞUTMAZMIŞ. BELKİ ŞİMDİ TEBESSÜM EDİYORSUNDUR KİM BİLİR BİLİYORUM SANA SEVDALILAR SENİN YANINDA. GÖNLÜ YANANLAR SEVDASI SENİN AŞKINDA SAKLI DEĞİL Mİ? BEN BİÇARE ,BEN ZAVALLI SUSUZLUKTAN KURUYAN GARİP, BİR YARADANA MUHTAÇ,BİRDE SANA.....
 
TEBESSÜM EDİN
Bu gece yatmadan evvel, parmağınıza bir kurdele bağlayın; Sabah uyanır uyanmaz, gözünüzü açar açmaz, size “TEBESSÜM ETMENİZİ” hatırlatması için...
Ve hatırlamakla da kalmayıp; Lütfen tebessüm edin... Niye mi?.. Niye olacak; ne çözdünüz ki bu güne kadar, asılmış suratlarla?..
Tebessüm edin; Çünkü önünüzde, en azından “BİR İYİLİK” yapabilecek bir gününüz var... Tebessüm edin; Çünkü önünüzdeki gün içinde, en azından “BİR BİLGİ” kazanabilme fırsatınız var... Tebessüm edin; Çünkü en azından “BİR İNSAN”ın sizin tebessüm ettiğinizi görmeye ihtiyacı var.
Varsın şaşırsın insanlar... Varsın, biribirlerini dürtüklesinler ve; “A aa, şuna bak, nasıl da tebessüm ediyor!..” desinler... Varsın, hiç de zamanı olmadığını düşünsün birileri... Ama en az sizin kadar ihtiyacı var, birilerinin daha; “tebessüm eden bir surat” görmeye... Anlıyor musun?..
Evet, bu gece yatmadan evvel, parmağınıza bir ip veya kurdele bağlayın; Sabah uyanır uyanmaz, gözünüzü açar açmaz, size “TEBESSÜM ETMENİZİ” hatırlatması için... Ve hatırlamakla da kalmayıp; Günler ve geceler boyu, size en az bedele malolan “SADAKA”ları dağıtmaya devam edin...
Lütfen tebessüm edin
__*_*-*-*-*_*_____________________*_*-*-*-*_*__ *________________*______________*________________* *____________________*_________*____________________* *________________________*___*________________________* *__________________________*__________________________* *________________Sakın üzme kendini, _______________* *_______________Sana dargın değilim,_______________* *___________Darılmayada hakkım yokki,__________* *____________Sen hürsün,özgürsün,___________* *__________Seversin istediğini,___________* *______Yalnız şunu bilmelisinki,______* *____Sen sevmesende beni,_____* *___Benim seni sevmemi____* *__Engelleyemezsinki.__* *__________________* *_____________* *_______* *-_-* *
DOST MUSUN? OYLEYSE CANIN CANIMDIR
Aynan olmaliyim...
Yuzune soyleyebilmeliyim her seyi...
Hem sakinmadan, mertce...
Hani bilirsin, esirgemem lâfimi,
Ne sekil gelirse, oylece...
Hazirim tum ictenligimle konusmaya, ama,
Seni de dupduru isterim karsimda...
Dostsan,
Gozlerimin icine baka baka yaka silk benden!
Arkamdan sikayetlenme!
Yigit ol! Gerekirse yigitce azarla, cekinme!
Lâf degil, icraat beklerim senden!
Oyle bak ki, hislerini gorebileyim...
Oyle hisset ki, guvenle bakabileyim...
Sevmem, olenin ardindan agit yakmayi!
Dil donerken soylenmeli her sey...
Kulak duyarken anlatilmali...
Goz bakarken bakmaliyim sana...
Can sag iken sarilmali...
Keskelere meydan vermemeli hayatim,
Pismanliklarla yogrulmamali....
Hayir!
Dirime selâm vermeyen,
Olume de fazla yaklasmasin!
Dostsan, olmemi bekleme!
Hakliysam, yasarken savun beni!
Yasarken yanimda ol!
Inanmissan bana, kimse cevirmesin seni yolundan!
Ve inanmamissan, sakin rol yapma!
Her soyledigimi onaylaman sart degil...
Her yaptigimi begenmen de gerekmez...
Dostsan, rahatca elestir, fikrini rahatca soyle, sikilma!
Yadirgayabilirsin beni,
Ve ben de seni tuhaf bulursam sasirma...
Kandirmani aslâ kabul edemem!
Her dedigini, her yaptigini hos gorurum, ama,
Beni, bana sormadan yargilama!
Her yedigimiz ayni olmaz belki,
Her dakikamiz birlikte gecmez...
Her guldugunde gulmeyi garanti edemesem de,
Agladiginda seninle birlikte oturup aglarim...
Belki her cagirdiginda gelemem fakat
Derdine ortak ararsan, kosarim...
Ben de herkes gibi insanim elbet,
Ne goklere cikar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin isin bu degil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gok arasinda...
Dostsan,
Kucumsemeden, kufretmeden,
Sevgiyle, saygiyla ve huzurla gel sokagima...
Dinlenmek istediginde, hic dusunme, sana ozel bir limanim,
ama...
Yoruldugum zamanlarda,
Diledigimce siginabilmeliyim koylarina...
Seni bir cocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz...
Ugruna seve seve hesabi sasiririm...
Gormezden gelebilirim yanlislarini...
Baskalari enayilik sayabilir,
Baskalari akilsizligima yorabilir,
Bunlari dert bile etmem, ama,
Sen, aslinda aptal olmadigimi,
Her an, tekrar tekrar hatirla!
Ve sakin beni aptal yerine koymaya kalkisma!
Seviyorsan, cimrilik etme, soyle!
Muhabbeti varken, yokmus gibi yapanla,
Hic sevmedigi halde, yilisip durana sinir olurum!
Neyse, o olmali insan...
Kendisi olmaktan korkmamali!
Kendisi olmaktan kacmamali!
Bil ki, sensin diye seni birakmam, ama,
Ben oldugum icin birakirsan beni,
Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Odemeyeceksen cikma yola!
Icten pazarlik edersen, ancak kendine edersin...
Kendince kuser barisir, kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yag...
Kissan kar ol, guzsen yagmur...
Soguguna, sicagina, esip savurmana itiraz etmem,
Senden, ille de bahar olmani beklemem, ama,
Dayanmalisin en siddetli firtinalarima...
Belki de cok geldi bunca talep...
Bana karsi hicbir mecburiyetin yok, korkma...
Sana fazla geldigim ilk anda,
Arkana hic bakmadan, donup gidebilirsin...
Gecip gidebilirsin, borcluluk hissetmeden...
Mutlaka bir aciklama da beklemem senden, ama
Gitmeye davranirsam bir gun,
Sen de karsimda set olma!
Dost musun?
Oyleyse, canin canimdir,
Yoluna bas koymaya hazirim ya,
Basini da yollarimda isterim, unutma!
İNSAN
KİMİ DAĞLARDA ÇOBAN, KİMİ BAŞKENTTE VEZİR,
İNSAN
BAZEN HÜCRELERDE HÜR, BAZEN DÜNYADA ESİR,
VE YİNE İNSAN..
HİÇ ÖNEMLİ DEĞİLDİR, ONUN MESLEĞİ İŞİ...
ESAS ÖNEMLİ OLAN ONUN HAKK'A GİDİŞİ.
İNSAN
YERYÜZÜNDE HALİFE, BÜTÜN MAHLUKA SULTAN.
LAKİN,
O'NUN MÜLKÜNDE SEFA VE YİNE O'NA İSYAN,
İŞTE BUDA İNSAN!.
MABUDUNU TANIYAN OLUR, MELEKTEN YÜCE,
O'NA İSYAN EDENSE OLUR HAYVANDAN CÜCE
...Kimsem yokmuş şu dünyada SEN'den başka!.. SEN TESELLİ ET BENİ Öyle çaresizim ki RABBİM, çarelere ermiyor aklım... Merhametine uzatıyorum ellerimi... SEN'in rahmetinle yıkamak istiyorum kirli tövbelerimi.. Dizginle çılgınlıklarımı...Affet günahlarımı.. Ey affetmeyi seven RABBİM, sil göz yaşlarımı.. SEN teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma... Hayırlı kederlerimi SEN sevdir bana!.. Tıpkı geceye saçılan yıldızlar gibi, ömrüme ışık olsun sıkıntı anlarımda ettiğim dualar.. Hüzünlerde olgunlaştır beni.. Cahilim çok cahilim.. SEN yolum ol! SEN sonum ol! SEN tut elimden, SANA giden yollarda nurum ol! Dağlar kadar günahlarıma, bir avuç tövbe kırıntısı getirdim... SEN derman ol şu volkanlarıma... SEN'siz bir yürek ne kadar boş!.. AFFEYLE YÂ RABBEL ÂLEMİN
TERÖRÜ LANETLE
KINIYORUZ
REHBER KURAN
HEDEF TURAN
Vatan namustur, Vatan sereftir, Vatan korunacak tek hedeftir.
Vatan sevdadir, Vatan asktir, Vatan için fedakarlik bir baskadir.
Vatan candir, Vatan kandir, Vatana sahip çikmak imandandir
Ezan dinmez Bayrak İnmez VATAN Bölünmez Şehitler Ölmez VATAN Bölünmez
KINIYORUZ
REHBER KURAN
HEDEF TURAN
Vatan namustur, Vatan sereftir, Vatan korunacak tek hedeftir.
Vatan sevdadir, Vatan asktir, Vatan için fedakarlik bir baskadir.
Vatan candir, Vatan kandir, Vatana sahip çikmak imandandir
Ezan dinmez Bayrak İnmez VATAN Bölünmez Şehitler Ölmez VATAN Bölünmez
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi… Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemliside özlem ve hasret kokuyordu güller… Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, ” Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum ” dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya baslamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla bulusacağını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç birsey kaybetmemişti.. Onları hiç birsey ayıramazdı… Ne hasret, ne ayrılık, nede ölüm… Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü… Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu…Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı…Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu… Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara… Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hemde çok… Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??… Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır..olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki… O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı… Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı… Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı…Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu… Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı….

Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi… Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemliside özlem ve hasret kokuyordu güller… Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, ” Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum ” dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya baslamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla bulusacağını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç birsey kaybetmemişti.. Onları hiç birsey ayıramazdı… Ne hasret, ne ayrılık, nede ölüm… Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü… Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu…Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı…Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu… Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara… Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hemde çok… Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??… Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır..olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki… O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı… Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı… Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı…Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu… Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı….

1. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) BENZERSİZ GÖRÜNÜMÜ
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor: ...O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah'ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun."
2. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) GÜZELLİĞİ
Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı: "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi... Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi... "
3. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) HEYBETİ
Hz. Hasan (ra) naklediyor: "Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi.
4. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) NURLU YÜZÜ
Enes b. Malik (ra) anlatıyor: "Peygamber Efendimiz orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı."
5. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) GÜÇLÜ BEDEN YAPISI
"… Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi."
6. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) BOYU
Bera b. Azib (ra) anlatıyor: "… Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim. Omuzlarını döğen saçları vardı. İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu."
7. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) GÖZLERİNİN GÜZELLİĞİ
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Allah Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü...
8. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) TENİNİN RENGİ
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi...
9. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) SAÇI
Hazreti Aişe (ra) validemiz anlatıyor: "Resulullah'ın mübarek saçları, kulakları ile omuzları arasındaydı. Allah'ın selat ve selamı üzerine olsun."
10. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) SAKALI
Hz. Adda İbn Halid'den (ra): "Mübarek sakalı gayet güzeldi."
11. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) AĞIZ YAPISININ GÜZELLİĞİ
Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak, büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi…
12. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) GİYİM TARZI
İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Ben Resulullah aleyhissalatu vesselam üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm." Peygamber Efendimizin (sav) torunu Hz. Hasan ise, onun giyim konusu hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir: "Peygamber Efendimiz bize elde ettiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi."
13. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) OTURUŞ TARZI
Kayle binti Mahreme (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav)'i sonsuz bir mahviyet (alçak gönüllülük, tevazu) ve tevazu içinde otururken görünce, heybetinden vücudum titremeye başladı."
14. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) KONUŞMA ŞEKLİ
Allah Resulü insanların en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan. Kafi derecede olan. Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı (ağzından ballar akıyordu)! O, şöyle diyordu: "Ben Arabın en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen. Açık ve güzel konuşan)."
15. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) GÜLERYÜZÜ
Hz. Ali (ra) anlatıyor: "Allah Resulü... halkın en çok gülümseyeni ve en neşelisi idi."
16. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) BAKIŞLARI
Torunu Hz. Hasan (ra) Peygamberimiz’in (sav) bakışlarını şöyle tarif etmiştir: "Bakışları son derece anlamlı idi...“
17. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) GÜZEL KOKUSU
Enes b. Malik (ra) şöyle ifade etmektedir: "Resulullah Efendimiz Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk o yoldan Hazreti Peygamberin geçtiğini söylerlerdi. Bizler, Peygamber Efendimizin gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık."
18. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) İNSANLARA ŞEFKATİ
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet ettim. Vallahi, bana 'Öf' bile demedi. Yapmakta geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu."
Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Nitekim “insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır." buyurmuştur.
19. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) ÜSTÜN AHLAKI
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı." "Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi.. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı."
20. PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) TEVAZUSU
"... Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.
Mynet Blog Servisi Blog Sitenizi Hemen Oluşturun, Size Özel Bir Siteniz Olsun.
__________________
İNSANLAR SON ÇIRPINIŞLARINDA HEP NE YAPACAKLARINI ŞAŞIRMIŞLARDIR
|